Hem nelere alışmadık ki! Mesela hemen hemen her sene ÖSS sistemininin değişmesine alıştık. Kötü hükümetlere, erken seçimlere ucubik koalisyonlara ve onları mumla aratan tek parti iktidarlarına alıştık. Popüler kültür diye bir şeyin birden oluşuveren varlığına alıştık. Sonra kötü sesli mankenlerin şarkıcı olmasına, biraz şarkı söyleyebilen şarkıcıların dizilerde oynamalarına, türkücülerin şov programı yapıp televizyon ekranlarını gece gündüz kaplamalarına ve günümüzü ve gecemizi ağır bir şiveyle arabesk ve sıradan düşünce ve konuşmalarıyla doldurmalarına alıştık. Sabahları program diye aile içi meselelerini bağıra bağıra tartışanlara, edepsiz telefon bağlantılarına alıştık. Sanırım acı çekmenin, yüzleşme ve tokatlaşmaların prim yaptığını ucuzcu televizyonculara öğreten Reha Muhtar ve Sevda Demirel’e borçluyuz bunu.
Geçenlerde yemek sofrasında birbirine hakaret etmek için bahane arayan; suratsız ve çirkef olmak için birbiriyle yarışan; yemekten sonra da hep beraber göbek atan insanlardan oluşan bir program tanıtımına rastladım. Lütfen buna da alışmayalım… Yemek sofrası insanların birbirlerinin hayatlarına odaklandığı, güzel sohbetlerin döndüğü, yemeklere ve sofra düzenine iltifat edilen mutlu yerler olarak kalmalı.
Eskiden bir teyzecik vardı hani başörtüsünü hint fakirleri gibi bağlayan. O teyze bize mercimeğin nasıl pişirileceğini anlatırdı (yok, yok mercimeği fırına vermekten bahsetmiyorum-cidden) ve enteresandı da. Şimdi tanıdık tanımadık kim varsa TV’de yemek programı yapıyor. Bir yeme kültürü tacizidir başladı. Yani kusura bakmasınlar da, herkesin de yemek yapması da seyredilmez ki! Oyunculuktan para kazanamayan sabah programlarında yemek yapmaya başladı. Biz alıştıkça artık herşeyi bize bolca suyla yutturabileceklerini sanıyorlar.
Eğer öğreneceksek rüküş evlerde, göz bulandıran masalarda oturan kavgacı teyze ve amcalardan değil, işin erbaplarından öğrenmeliyiz diye düşünürken aklıma Ayşe Tüter Mutfakta adlı yemek programı geldi. (ay, bu esneme de nereden çıktı?). Tabi, erbap derken kasdettiğim kesinlikle bu değil. Program bir trajedi. 1. dereece sur chéf olarak kullanılan Ceren adında genç bir bayan ile asık suratlı, gelinini sevmeyen kaynana edalarında, bir zahmet yemek tarifi veren, sevimli genç bayanın konuşma yaratabilmek için “Peki Ayşe Abla..” diye sorduğu sorulara, “öyle olmaz” , “hayır”, “gerek yok”, “yok, bu başka”; anlatmaya çalıştığı ilginç olaylara da sadece “evet”!! diye cevap veren orta yaşlı ve asla gülümsemeyen bir kadın. E be programcı kardeşler, tamam size çorba yapıp makarna yapıp hepsini böreğin içine katmak enteresan geliyor olabilir. Diyelim ki bulduğunuz en özel yemekçi bayan bu, ama neden saatlerce tepsiye yağ sürüşünü seyrettiriyorsunuz bize, dakikalarca sessizlik boyunca? Zavallı kızcağız deniyor ama kadının ağzı torba gibi büzülü vallahi. Laf alabilene aşkolsun! Bu arada yemek programında ustanın hapşurmasını makaslamak aklınıza gelmiyor mu, börekten tadan kızın ağzından lokmasının geri tabağa düştüğünü görmek bizim için ne kadar iştah açıcı olabilir ki? Allah edit programlarını ne diye yaratmış? Hoop.. elmalar soyuldu, karanfiller takıldı, bak börekler kızardı” tamamdıır. Kadıncağız program boyunca değerli öğütler veriyor değil ya, kör kuyular gibi susuyor! Ya da kısa cevaplarla zavallı kızı paylıyor. İnsanın içi acıyor kızın çırpınışlarına. Süresinden kesmek istemiyorsanız da 3-5 tane tarifi aynı programda verin, olsun bitsin.