(Önceki sayfadan devam)
Bir de harika yemek tariflerinin verildiği bir program var ki, işte gelişmek diye buna derim. Yepyeni tadlar, sebzeler, meyveler, pişirme stillerinin anlatıldığı: Tadı Ustasında programı. Yemek yapıldığı sure boyunca herşey harika. Onun dışında boşluklarda (adını vermeyeyim yoksa gidip uludagsozluk.com da hakkında soylenenleri bulmanız mümkün, yazıktır) bir sunucu kız var ki neden orada durur, neden lise çocuğu soruları sorar, neden bu programı sunar çok düşündüm… Kızımız r’leri söyleyemiyor. Tamam diyeceksiniz Beyazıt da söyleyemiyor. Ama o kendi işini biliyor, güzel sorular soruyor ve bizi güldürüyor, değil mi! Kızın tekini, bir özelliği r’leri söyleyememek diye de programa sunucu yapmamışlardır herhalde diye düşünüyorum. Konu şu: Yemekler pişirildikten sonra kızı bir masaya oturtuyorlar, bir kadeh de (her seferinde de kızın daha evvel asla tatmamış olduğu) yemeğe uygun şarap dolduruyorlar. Kız size bakıp şöyle diyor. “Evet, şimdi savdalyalı konçimonçiyi tadacağım.” Bir eliyle saçlarını tutup tabağa doğru eğilirken, diğer eliyle ortasından tuttuğu çatalının kenarıyla kesip ağzına atıyor ve yere doğru bakarak çiğniyor: “Hımm, çok güzel olmuş. Biv yudum da 1980 Sivaz Yuvaz içelim. Hımmm. Havika. Şimdi de sakızlı mango çombiyi deneyeceğim. Bunu da kaşığımızla alalım. Hımmm. Enfess. Gevcekten cok güzel olmuş. Evet sayın seyivcilev bugün size Michelin yıldızlı Zombvan Otelinin mutfağından seslendik, haftaya yeniden bivlikte olmak üzeve hoşçakalın.” Ee o yedi de biz ne anladık, hani naneyle mangonun uyumu nasıl bir ferahlık hissettirdi, balığı tütsüleyince nasıl bir hafif yiyimi olmuş, birşeyler anladık mı? Karşımızdaki kız bizden daha az farklı kültürün yemeğini yemiş, ilk kez istridye görüyor, avakadoyu nereden alabileceğini soruyor. Tek çözüm var: Makasssss!
Sadece kötüyü değil de iyiyi de göstermek gerekir. Onun için: Yaşasın Özgür Şef! Hem genç, hem çok farklı yemekler pişiriyor, hem de çok pratik ipuçları veriyor. Özgür Şef’le benim tek derdim; o eldivenleri hiç değiştirmemesi bir de her türlü şeyi aynı kesme tahtasında kesmesi olabilir. Bu arada Özgür Şef yemek kitabı basmak isterse benim kapım sonuna kadar açık. Kitabın adı da: İşte şimdi yemek konuşuyor! olsun.
Sevgili bayanlar, malesef yemekle ilgili fikirleriniz yurtdışına çıkınca çok değişiyor. Biz mutfağımız konusunda da çok milliyetçi yetiştirilmişiz. Aa, bizim yemeklerimiz üstüne yok, dünyada bizim kadar zengin mutfak yok. Zaten üç mutfak var, İtalyan, Fransız ve Türk. Yalan arkadaşlar. Tarih kitaplarındaki bir çok efsane gibi bu da bir mit! İspanya? Meksika? Endonezya? Çin? Hint? Bunları denedikten sonra eğer biraz açık görüşlüyseniz Türk yemeklerinin zeytinyağlı, mezeler ve kebaplar hariç yabancı damağa pek hitab etmediğini,sebzelerin çok pişmiş olduğunu, etlerin yağlı, tuzun ve salçanın aşırı derecede çok kullanıldığını ve yemeklerin soslarının hep birbirine benzediğini fark ediyorsunuz. Bir de özellikle sulu yemekler bol kepçe dolduruluyor ve sunumda göze hitabetmek kimsenin aklına gelmiyor gibi.
Evet benim öğle yemeği saatim geldi. Şimdi yemeğimi yemem ve ilaçlarımı almam gerek. Bir de akşama ne pişireceğim? Kolaya kaçıp paella mı yapsam yoksa biraz uğraşıp Chili Con Carne mi? Ama öğle yemeğimi kesin dışarıdan ısmarlayacağım. Aspava Mantı- Melahat hanımdan 1,5 porsiyon etli sarma… Ooh hepimize afiyet olsun!
Dipnot: Bu aralar ufak bir operasyon sonrası evde oturduğum için tüm kadın programlarını seyrettim, derinlemesine bu yüzeysel konulara dalışım biraz da ondan! Pek de güzelmiş ev kadınlığı hayatı amma, sabah 8’de haberler 9’da evlilik sanatı (Aslında konusu zavallı kadınların erkeklerden çektikleri. Bence bunu Rana Hanım da kesinlikle izlemeli; çıkarılacak o kadar kadın hakları dersi var ki!), sonra sağlıklı yaşam programını seyredip aralarda boşluğa düşerek saat 13’de “Friends”, 17’de “Third Rock From the Sun” derken, bir bakıyorsunuz ki gün bitivermiş. Bu televizyon cok fena birşey. Kesinlikle alışmamak lazım!