BEN anne oldum, baba!’ Kızım dünyaya ilk çığlığını salıp ‘ben burdayııııım!’ diyeli henüz bir saat bile olmamıştı. Gülümseyen yüzlerle dolu hastane odasındaki yatağımda, babamla başbaşa kaldığımız o kısacık zaman diliminde, kurumuş dudaklarımdan çıkmayı başaran tek cümleydi bu. O güne kadar hiç tatmadığım türde bir mutluluk bulutunun içinde yüzüyordum. Yaşamımda yeni bir döneme girmiştim artık. Ve o tek cümleyle, o güne kadar babamla paylaşamadığım tüm dönemlerimi özetliyordum sanki. Aramızdaki dostane ilişkiye ve birbirimize duyduğumuz o kocaman sevgiye karşın, ona ‘küçük kızın artık bir kadın oldu baba’ diyememiştim mesela. Korkmuştum o zaman, kurallar bağlamıştı dilimi, utanmıştım, susmam gerektiğini bellemiştim gördüklerimden. Şimdiyse sesim henüz ameliyat sersemliğinden yeterince güçlü çıkmasa da, göğsümü gere gere söylemiştim işte: ‘Ben anne oldum, baba! Küçük kızın artık bir anne!’
BANA başka bir gözle bakıyordu sanki o gün herkes. Sanki öyle bir şey başarmıştım ki, etkileri bir ömür sürecekti. O güne kadar hiçbir başarımın ardından böbürlenmemiştim ama fena halde gururluydum ve bunu saklamaya da hiç niyetim yoktu. Yanıbaşımdaki beşiğin içinde açık tutmaya çalıştığı gözleriyle bu tanımadığı dünyayı keşfe çıkmış şu küçük yaratığı ben doğurmuştum işte. Öyle güzeldi ki… Öyle saf, öyle berrak. Adı gibi dup’duru’… Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Ona baktıkça nefesim kesiliyordu adeta. Daha birkaç saniye önce, biraz dinleneyim diye almışlardı kucağımdan ama ben şimdiden özlemiştim sanki onu. Dikişlerim falan umrumda bile değildi, hep kucağımda olsun istiyordum. Yine alayım kızımı kollarıma, yine o küçücük eliyle parmağımı sıkı sıkı tutsun ve kafasını göğsüme, kokuma gömsün istiyordum. Beni tanıyordu! Öyle garip bir duyguydu ki bu. Aslında hamileliğim boyunca onunla öyle çok konuşmuştum ve onun cevap verircesine attığı tekmelerle öyle güzel bir iletişim kurmuştuk ki, birbirimizi tanıyorduk. Ama bir yandan da ilk kez karşılaşıyorduk. Hem çok tanıdık hem yabancıydık bedenlerimize.
BENİ yalnız bırakmıştı doğarak. Artık bir bedende değil, iki ayrı bedende sürdürecektik yaşamlarımızı. Varlığından haberdar olduğum andan beri, ilk kez ayrı kalıyorduk birbirimizden. Sanki ona dokunmazsam yok olacak sihirli bir nesne gibiydi gözümde. İçimdeyken onu her şeyden koruyabiliyordum ama şimdi… Dünyada onu korumam gereken ne çok şey vardı Tanrım! Korktum. O an, ilerleyen günlerde, doğanın getirdiği bu ayrılığı kabullenirken, başka tür bir yalnızlığın ve korkunun pençesine düşeceğimi bilmiyordum tabii. Gözlerden uzak evimde, onunla başbaşa geçirdiğim uzun kış günlerinde, yalnızlaştım. Telefonum hiç susmuyordu belki ama bazen benim konuşacak bir dakikam bile olmuyordu. Bilmediğim bir dünyanın sınırsız beklentileri arasında kaybolmuş gibiydim. Kızımı kucağıma almak hala çok mutlu ediyordu beni ama hep böyle kalmaktan, eski cıvıl cıvıl yaşamıma dönememekten korkuyordum. Hem de deli gibi! Artık sinemaya gidemeyecek miydim? Bir arkadaşımla oturup bir kahve eşliğinde sohbet edemeyecek miydim? Kocamla başbaşa keyifli bir akşam geçiremeyecek miydim? Peki ya yazmak? Artık tek kelimem yazamam sanıyordum. Ama bunların bir sürecin parçası olduğunu zamanla öğrendim. Tek öğrendiğim bu da değildi.
BENDE müthiş bir değişim yarattı kızımın gelişi. Onunla hayatıma giren bu zorunlu yalnızlaşma dönemi, beni yalınlaştırdı. Giysilerimden soyunup kendimle başbaşa kalmamı sağladı. Sadeleştim. Benim için nelerin daha önemli olduğunu bu süreçte anladım. Görüşüm netleştikçe, hedeflerim belirginleşti. Artık onlara varmak için karmaşık yollarda kaybolmama gerek yok, zaten buna vaktim de yok! Zaman değerli. Okuyacak, yazacak, izlenecek, eşimle, kızımla, ailemle ve dostlarımla paylaşacak o kadar çok şey var ki.
BENDEN şimdilik bu kadar. Meraklanmayın, öyle hep çocuğundan bahseden kadınlardan olmayacağım. Ama insan oluşla, kadınlıkla, dolayısıyla yaşamla ilgili bir köşe bu. Ayşe Duru’nun adı da ara sıra geçecek satırlarda. Ve kıssasan hisse:
BEN çalışan, üreten bir kadınım, çocuk da yaparım, kariyer de..
Hepinizin Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
Sevgiyle…