Bendeniz, küçük yaşlarda, “ufkum genişlesin” diye yurtdışına yatılı gönderilmiş “bahtından hala endişe duyan” 4 x 10’luk genç bir kadınım.
Vardığımda henüz 11 yaşındaydım. Burası, Sicilya’nın biraz güneyinde; Malta Adası’nda St. Monica’s Colleage isimli bir yatılı okul idi - ki bu okul, aynı zamanda Katolik Hıristiyan bir mezhep olan St. Augustian Sisters rahibelerinin ikamet ettiği bir manastırı da içinde barındırıyordu. Öğrencilerin dışında kalan herkes rahibeydi.
Ben bu okulda yaşarken regl oldum. Henüz 12 yaşındaydım. Yatılı okumanın cilvelerinden olsa gerek anneciğimden ‘kızsal mevzular’ hakkında pek bir eğitim alamamıştım. Haliyle reglinin ne menem bir şey olduğu konusunda da hiç bir fikrim yoktu.
Külotumda kan lekeleri gördüğümde gidip diğer tüm yatılı arkadaşlarımla vedalaşmıştım. Soğukkanlı ama kafası karışmış bir ruh hali içindeydim. Nasıl yaralandım, kim yaptı da ben fark etmedim gibi beynimden bir sürü soru geçiyordu. Olacak iş değildi doğrusu, üstelik bu yaşta!
Ama dik durmalıydım. Arkadaşlarımın şaşkın bakışlarını, benden ayrılıyor olmalarının üzüntüsüne vurdum.
Durumu fark eden bir rahibe yanıma gelip neden böyle davrandığımı sordu. Ben de ona boğuk bir sesle “ölüyorum da ondan” dedim.
- anlat, dedi rahibe
- bir yerlerde yaram var, kan geliyor, e işte ölüyorum..
- nerden?
- çiş yaptığım yerden galiba...
- bunun seni öldüreceğini nerden çıkardın? diye gülümseyerek sordu rahibe.
- e öyle ya işte..., deyiverdim.
Biz Bonanza kuşağı çocuklarıyız. Adam silahıyla ateş eder, vurduğu kişinin de vücudundan kan fışkırır.
- peki ne yapacaksın şimdi?
- gidip yatağıma uzanıp ölümü bekleyeceğim!
Öyle ya, çoğu zaman ikinci sahne bir yatak odasıdır. Ölüm döşeğindeki, beyaz entarisini giymiş, sevdikleri yanı başında ve son nefes...
Hemen bir psikolog rahibe getirdiler. Kadın, elinde kitap, resimler boyuna anlatıyor… Duyduklarım karşısında şok oldum. İğrenç!.. Üstelik her ay olacakmış!.. Bazen kasıklarımda ağrı, bazen de son derece öfkeli olacakmışım. Üstelik bunları ilerde bebek yapabilmem için yaşamam şartmış, mış,mış…
Yahu 12 yaşında daha kendi vücudunu tanımayan bir neslin çocuğu olan ben “bebek doğurmak” için ne kadar hevesli olabilirim ki konuyu öyle hemen kolay kabulleneyim?
İsyan ettim tabi... Nereye kadar?…. O gün bugündür, her ay isyan ediyorum birçoğumuz gibi.
Sonrası, bir başka boyuta geçiş, törensel bir süreçti adeta… Etrafımda müthiş bir koşuşturma başladı. Rahibelerin ve büyük ablalarımın yüzündeki o tatlı heyecan bugün gibi aklımda. Kimi giysi dolabımı açmış en güzel kıyafetimi arıyor kimi elinde bir ruj ve allıkla önümde dikiliyor, öteki saçımı düzeltiyor…