Gece herkes uykuda iken geldim Taraklı’ya. Sabah sokaklara karışmadan önce bayrak tepeye çıkıp Taraklı’ya tepeden baktım. Geçmişin geleceğe hakimiyetini gördüm.
Gece konakladığımız Çakırlar konağından çıkar çıkmaz, müezzinin sabah ezanını kulağımıza nasıl fısıldadığını anlıyoruz. Çakırlar konağı ile Yunus Paşa cami yan yana. Kentin en önemli yapılardan birisi olan cami adını; Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine giderken, “Dönüşümde burada namaz kılmak isterim” emri ile yapımına başlanılan fakat sefer dönüşüne yetiştiremediği için avlusunda kellesi alınan Yunus Paşa’dan alır. Cami 1517 yılında tamamlanmış ve kubbesinin kurşun ile kaplı olmasından dolayı Kurşunlu Camii olarak da anılmaktadır. Avlusundaki mezar taşlarına ev sahipliği yapan cami, aynı zamanda Taraklı tarihini de yansıtmaktadır. Tarih boyunca kentin ileri gelenlerinin gömüldüğü avluda mezar taşlarının çeşitliliği kitaplara konu olmuş durumdadır. Restorasyonlar sırasında bilinçsizce yerlerinden sökülmelerine rağmen sonra tekrardan cami avlusuna yerleştirilmişlerdir. Her mezar taşının ayrı hikayesi vardır ve bu hikayeleri anlatmaya hevesli pek çok kişi bulabilirsiniz. Yeter ki siz dinlemek isteyin. Camiden çıkanlar size yaşananları anlatacaklardır.
 |
| fotoğraf: Özkan Sur |
Taraklı’da sokaklar konakların arasına sıkışmıştır. Sokaklarda dolaşırken M.Ö. 2000 yılından beri biriken yaşamların nefesini hissedersiniz. Her köşe başında bir yaşanmışlık, bir hikaye bekliyor. Ahşap evler şehrin merkezinde biraz bakımsız da olsalar, tüm ihtişamları ile duruyorlar. Bazı binalar restore edilmiş, bazıları ise restorasyonu bekliyor. Binaların çoğunda yaşam devam ediyor. Sokaklarda dolaşırken dukkanlarda satılan el emeği, göz nuru ürünleri bulabilirsiniz. Üzerine figürler yapılmış taraklar, kaşıklar sergilerde sizi bekliyor. Ürünler yöre insanı gibidirler, hepsi farklı ve birbirinden güzel. Taraklı halkı geç yatar, geç kalkar. Bunun ile birlikte sürekli üretir. Ürettiği ile kaybolan el sanatlarını devam ettirir.
Sokaklarda gezerken Taraklı Halk Eğitim Müdürü Sn. Adem Yazan ile karşılaşıyoruz. Kendisi bize gönüllü rehber oluyor. Taraklı’nın kısa tarihini anlattıktan sonra bizi restore edilen konaklara götürüyor. Restore çalışmaları devam eden eski evlerden bahsediyor. Özellik ile dikkatimizi çeken, restorasyona gösterilen özen oluyor. Pek çok yerde rastladığımız baştan savma ahşap işçiliklerinin yerine yöre kerestelerinden yapılan ve birebir mimari özelliklere uygun restore edilen konaklar, bizi kapılarından içeri çekerken tarihin derinliklerine sürüklüyorlar. Restorasyonda karşılaştıkları en büyük zorlukların, gerçeğine uygun materyal bulmadaki sıkıntılar olduğunu anlatıyor. Eski zamanlarda kullanılan mıh çivilerin artık üretilmiyor olması, eskiden el işçiliği ile yapılan dalgalı camların piyasalarda bulunamaması, restorasyonlara gölge düşürüyor. Sanırım bu, başka yerlerde yapılan birçok restorasyondaki baştan savmalığı açıklıyor.