Ne zamandır yazmıyorum, aklımda bir yerlerde fakat gelmeyince gelmiyor. Hatta bir yazıya başladım ama yarım kaldı, tamamlamak için geri döndüğümde o gün yazdığım benden başka bir bene doğru çoktan yola çıkmışım. O yüzden anlatırken yazarken, o anın koşulları önemli oluyor. Ertesi gün bir bakmışsın ki bambaşka şeylere ilgi duyuyor ve başka şeyler düşünür olmuşsun. Ya da şu anda sadece bir mazeret uydurmaya çalışıyorum.
Haleti ruhiyem, biraz karanlıktı yine ve ben neşeli yazılar yazmak isterken, sizin de içinizi karartmak istemedim açıkçası ve içimden gelmeyince de yazmak zor oluyor, yalan oluyor. Ama geçen akşam, bir deneme de olsa, dersin içinde yazılmış olsa da kendisiyle sohbet eden kendi “öteki”siyle konuşan temalı bir hikaye yazmaya giriştik. Aşağıda sizlerle paylaştığımda bu konuda benden çıkan öykünün kendisidir.
Sevgiyle paylaşırım, kendimiz olan her bir parça ile karşılaşmak, sohbet etmek, kırgınlıkları barıştırmak ve bütün parçalarımızın kanlı canlı varolduğu bir bütün olabilmek dileğiyle...
”Çok zamanımız yoktu, bize verilen o kısa süre içerisinde geçen onca yılın üstünden konuşmak, anlatmak görülmeyenleri, unutulanları hatırlatmak çok zordu. Ama yine de denemeye değerdi. O yüzden oturduk karşılıklı, göz göze, diz dize, nefesleri hissedecek yakınlıkta. Ben anlattım, o anlattı, ben dinledim ama o dinlemedi. Hep aklı başka bir yerdeymiş gibi gözü dört dönüyordu. Aklı fikri ne yapmış, ne etmişteydi, nereden geldiği neler ettiği, onu tanımlayan etiketler, başardıkları, sevdikleri bir de durmadan eleştirmedeydi. Bense ona olduğumuz, şeyleri anlattım, anlatmaya çalıştım. Hiç zorlamadan, kendiliğinden olacak şekilde olduğumuz kişiyi, varlığımızı, benliğimizi ortaya koymaya çalıştım. O ise her seferinde konuyu geçmişe, geleceğe getiriyor, yaptıklarımızdan ve yapacaklarımızdan bahsediyordu. Bense ordaydım, hiç olmadığım kadar, çıplak bir şekilde, en dürüst halimle, kendimin karşısında.
Bilmek ve fark etmek için olduğumu sandığım ama başka diyarlarda olan kendimi seyrederken. Peki, nasıl bu hale gelmiştik? Aynı yolda giderken, hedefe doğru, nereden çıkmıştı bu herif? Neden ayrılmıştı benden? Neyi yanlış yapmıştım, neyi atlamıştım? Nerede eksik kalmıştım? Daha ne yapmalıydım? Nerede aramalıydım o ortak yolu, nerede kabul etmeliydim yenilgiyi? Aslında hiç de tahmin etmediğim kadar olmadığımı. Nasıl yabancılaşmıştık bu kadar? Derken bir tokat geldi, hiç beklemediğim bir anda, beklemediğim kendimden, unuttuğum, hatırlamamak için elimden geleni yaptığım, kaçtığım, göremediğim, aslında hiç bilmediğim yanı başımdaki esas kendimden. Bir anda çıkıvermişti işte o da katılmıştı bize, kucaklamıştı ikimizi. Hiç beklemediğim, bilmediğim, inanmadığım bir yerden gelmiş, şaşırtmıştı bizi. Bizi de almaya gelmişti yanına, diğer kendilerimizle birlikte götürmek üzere.”