İstiyorum ki, en az 3 erkekle flört etsin, birbirinden habersiz, aynı anda. Erkekler 3–5 hatunu idare ederken ve hasbelkader kızımın da bu güruh içinde olma ihtimali söz konusuyken, benden ne yapmam bekleniyor anlamış değilim. “Eğlenecek kız’lar ve “evlenecek kız”lar dönemi kapandığına ve hepsi birbirine karıştığına göre farkını ortaya koymak için kızların işi güç vesselam. Artık daha donanımlı olmak lazım. Yani cesur…
Yaşayacak, görecek ama elbet verecek değil!
Anacığım derdi ara sıra görüştüğümüzde; “Her ne yaparsan yap, bunu senin gözlerinden anlamam mümkün değil. Ama lütfen “sevgi adına” olduğunu bileyim”… Çünkü ananım deyişiyle “sevgi” kutsaldır, sevgi adına yapılan her şey mubahtır.
Bir erkekle birlikte olmak aslında kendi kişiliğimizin hiç bilmediğimiz yönlerini keşfetmek değil midir? Eski bir erkek arkadaşımın bana mini etek giydirmeyişini onun bana “sevgisi” olarak algılamam beklenmişti. Oysa evli olduğum adam “bacakların bir harika, mini eteği güzel taşıyorsun” demesi beni derinden etkilemiş, “bu’dur işte” dedirtmişti. Ben, bir erkekte “özgür ruhumun saygıyla taşınmasını” sevdim…
Bir diğeri, gece ondan habersiz kız arkadaşlarımla bir bara gitmemi şiddetle eleştirmişti. Ne o, bunca hatun gecenin bir vakti, üstelik başlarında bir erkek bile olmadan, ne amaçla dışarı çıkabilirlermiş? Ba-ba-ba… Adam gözümün önünde umarsızca böğürüyor!. Bu durumda aklıma ilk gelen erkeklerin kendi erkek gruplarıyla dışarı çıkma amaçlarının hiç de masum sayılmayacağıydı. Ama ulan adam da çok yakışıklı! Serde şu “özgür ruhumun saygıyla taşınması tutkum” olmasa buna da “beni seviyor, çünkü koruyor” geyiği çekeceğim, kabulleneceğim.
Tahmin edeceğiniz gibi, sevgili kocam, kız arkadaşlarımla çıktığımda bana “için rahat olsun, kıza iyi bakacağım, ama sen de benim için bir tek at” der… Ahan da bu!
Ben kocamı bulana kadar pek çok “kurbağa öpmek zorunda kalmamış olan” şanslı bir genç kızdım. Sahip olduğum en önemli özellik, aklımı çalıştırmak ve yaşadıklarıma bir anlam yüklemek idi. Gerisi çorap söküğü gibi geldi.
Beni böyle düşünmeye iten en önemli etken anacığımın yaklaşımındaki “özgür ruhuma gösterdiği saygı”ydı sanırım. Bana kısıtlama getirmiş olsaydı, kuvvetle muhtemel ne kadar deli saçması varsa ona yeltenirdim. Onun gözünün önünde yaşamıyordum ve beni kontrol edemezdi. Anne olarak içinde kopan fırtınaları ancak şimdi anlayabiliyorum ama ne de cesurca bir şey yapmıştı? O ki, doğu kültüründe yetişmiş, ilkokul terk, Osmanlı erkeği babamla evlenmiş bir kadın…
Ben bana en iyi olanı buldum. Kızımın da benim gibi şanslı olabilmesi için onun “özgür ruhunu” okşayacak, cesaret aşılayacak, çevreme kulak asmayacağım! Onunla az ama öz konuşacağım, kendi başına bırakacağım. Yaşadıklarının sonuçlarına katlanmasına gönlüm razı gelmese de “sevgi” adına aldığı tüm kararların en büyük savunucusu olacağım.
Özgür ruhunuza saygıyla,