jaki baruh | ayna

 
İzmir’de doğdu, yaşam yolculuğu onu Erzincan’dan Sydney’e farklı noktalara götürdü. 2000 senesinde İstanbul’da Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu, İnsan Kaynakları, Yönetim Danışmanlığı yaptı ve şu anda Eğitim ve Organizasyon yapan Uykutulumu - Yöneteam adlı firmada Yaratıcı Ortak olarak çalışıyor. Kişisel gelişim, kendini tanımak anlamak onun en büyük hedefi oldu ve bu yoldaki çalışmaları hiç durmadan devam ediyor. Hayali olan oyunculuk konusunda şeytanın bacağını kırdı ve artık bir çırak-öğrenci olarak bu yolda eğitimine devam ediyor.
yazara mesaj gönder
 

olduğunuz gibi harikasınız...

16.02.2010'da, saat 19:07'de eklendi, 2967 kez okundu.
 
 
Her yeni girdiğimiz ortamda, kabul edilme, yer edinme, takdir görme gibi ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla, o ortamın kurallarına göre hareket etmeye başlıyoruz. Bu sefer de çevremizdeki insanlar yolculuğumuzun mimarları oluyor. Onların onayını aldığımızda iyi biri olduğumuzu, sevilmeye layık olduğumuzu düşünüp mutlu oluyor, onların istediği yönde ilerlemeye devam ediyoruz. Peki neyi unutuyoruz? Kendimizi.
 

Bugün sanırım, yeni öğrenmekte olduğum bir kavramdan bahsetmek istiyorum sizlere. Onay mekanizmaları. İlk yazdığımda aklıma, bürokratik süreçler geldi fakat bu bahsettiğim “onay” her ne kadar, benzer bir şekilde işlese de hayatımızın her aşamasına işlemiş bir durumda. Kendi ile barışık olmayan insanın, ben de dahil olmak üzere çoğumuzun, en büyük bağımlılığı.

İleri mi gittim? Yine sınırları mı zorladık? Biraz sabredin o zaman, bakalım bana katılacak mısınız? Eğer katılmadığınız noktalar varsa paylaşırsınız.

Dürüst olmak dedik, ben bunun için elimden geldiğini yapacağım. Onayı en net şekliyle anlatabilmek adına bir itirafta bulunacağım. Ellerim geri geri gidiyor desem yeri olurdu şu anda ama ben devam ediyorum yazmaya. Gördüğünüz gibi itiraf öncesi uzatma kelimeleri bu yazdıklarım...

Erkek Dipnotu: Siz yapar mısınız bilmiyorum ama ben her hangi utandığım bir itiraf öncesinde direk cümleyi kurmaktansa mümkün olduğunca gereksiz konuşarak meseleyi uzatırım.

İtiraf 1:En direk şekliyle anlatmam gerekirse; şimdi hayatımda ilk defa böyle bir alanda yazılarımı paylaşıyorum. Bu yüzden her gün yaptığım ilk şey, leydilerin sitesine girip yazıları kaç kişinin okuduğuna bakmak ve sonrasında da yazının altında yorum olup olmadığına kontrol etmek. Hatta bunun bir adım ötesinde ise diğer yazarların yazılarına bakıp, karşılaştırma yaptım. Evet bu son söylediğimi bir kere yaptım ama yaptım.

İtirafım buydu işte. Yanaklarım biraz kızarmış şekilde kaldığımız yerden devam ediyoruz. Peki bunu neden yaptım? Yazılarımın iyi olup olmadığını anlayabilmek için, kendi yargıma güvenmediğim için, sizin onayınıza ihtiyaç duyuyorum, karşılaştırma yapıyorum ve kendimi iyi hissedebilmek adına bir destek noktası arıyorum. Yani benim iyi olma durumumu; dış etkenler, kişiler veya durumlar belirliyor. Daha da açık olmak gerekirse dışarıya bağımlı olmuş oluyorum çünkü kendi kendime onay veremiyorum. Veremiyoruz. Yetmiyoruz, kendimize. Sevmiyoruz işte bize verilen en güzel hediyeyi. Çıkıp dışarı bakıyoruz onun yerine. Eğer birileri bizi bizim yerimize sevebilirse mutlu oluyoruz. Birileri bize iltifatlar yağdırdığında onun peşine takılıp daha da fazla iltifat duyabilmek için şekilden şekile giriyoruz, onay dilenmesine çıkıyoruz.

En iyi örnek olan kendimden devam edecek olursak, doğduğum andan itibaren, insanların onayını alabilmek için çalışıyorum. Onlardan gelebilecek en basit veya komplike onay için kendi benliğimden vazgeçerek, benim dışımdaki insanların beklentilerine göre yaşamaya çalışıyorum. En yakınlarımızdan başlıyor, anne ve babalarımızdan. Yaşamı, onlara kulak vererek öğreniyoruz ve doğal olarak onların doğruları bizim doğrularımız oluyor. Daha sonraları da o doğrulara tutunmak zorunda bırakılıyoruz, kendi doğrularımızdan çok onların doğruları şekillendiriyor yaşamımızı. Aksini yapmayı aklımızın ucundan bile geçiremiyoruz çünkü kötü bir insan olmak, ailesi ile ters düşmüş bir insan olmak istemiyoruz. Onların sevgisinden mahrum kalmak istemiyoruz. Onlar için yaşamaya başlıyoruz. Ta ki onlardan ayrılıp, iş, okul, sosyal çevre gibi farklı ortamlara girene kadar.

 
|< < 1 2 > >|
 
 Bu yazı size ne hissettirdi?
korku






10 kişi (%7)
öfke






11 kişi (%8)
üzüntü






12 kişi (%9)
mutluluk






41 kişi (%31)
merak






15 kişi (%11)
tiksinme






14 kişi (%10)
utanma






11 kişi (%8)
nötr






15 kişi (%11)
 
 
Henüz yorum yapılmadı.
yorum ekle
(Yorum ekleyebilmek için lütfen sağ üst bölümden giriş yapın.)
 
ad
   
soyad
   
e-posta
   
yorum
   
 
 
mesaj gönder
(Mesaj gönderebilmek için lütfen sağ üst bölümden giriş yapın.)
 
mesajınız
   
 
  AileMaxKüçük ve Butik OtellerOtoAlSat