SU…Hayatın kaynağı, olmazsa olmazı… Kızılderililer, dünyanın bir balık gibi, tanrı tarafından oltayla, uçsuz bucaksız bir sudan yakalandığına inanır. Ve kutsal metinler şöyle der: ‘İnsan ki bir damla sudan yaratılmıştır, artık her yerde suyu arayacaktır. Neyi aradığını bilmeden…’ Su… Kimi zaman söz dinleyen, uysal; kimi zaman meydan okuyan, yatağına sığmayan. Renksiz, kokusuz, tatsız; ama her rengi, her kokuyu, her tadı alan… Dokunulan ama tutulamayan. Kucaklayıp yok eden bedenimizin ağırlığını. Demire çelik sertliğini veren, ruhlarımız kadar akışkan sıvı. Bir yerçekiminin, bir de insan aklının tutsağı... SU ve US... Birbirinde ayna yansıması... Sıfır derecede donan, yüz derecede kaynayan. Toprağı çamura dönüştüren, ateşi söndüren. Su… Şekilden şekle giren. Sızan, aşındıran, kemiren. Etrafından dalaşan, atlayan, delip geçen. Bazen yıkan, bazen yıkayan… Yerden göğe yükselip buhar olan. Orada biçimlenip sise, buluta dönüşen. Yağmur, sağanak, dolu, kar olup yeryüzüne inen. Çay, ırmak, nehir, dere. Sesiyle büyüleyen çağlayan, şelale. Afetler saçan sel, çığ; gölet ya da koca bir göl durağan haliyle. Deniz, hatta okyanus, dileyene. Buzul, kutuplarda, dağların tepesinde. Durağanken birden kıpır kıpır, tatlı-yumuşakken öfkeli, hırçın. Heyecan veren, ürperten bir güç: Su...
SUYA yazmışız adımızı. Su, yaşamsal sıvı. Önemi yoksa “sudan şeyler” der geçeriz. Oysa insan en “sudan şey”, yani biz. Neden derseniz... Vücudumuzun %60’ı su, yarısından çoğu dolu varil gibiyiz! Zaman su gibi akıyor, su akarken testiyi doldurmalı, yoksa taşıma su ile değirmen dönmez. Taşımayanın ayaklarına kara su inmez. Sade sudan zerde olmaz bal kazana girmeyince, hazır para tez tükenir arkasından gelmeyince. Hoş bu devirde, testiyi kıran da bir, suyu getiren de! Kimi bin dereden su getirir, kimi bir bardak suda fırtına koparır. Bir kaşık suda boğulanlar da cabası! İşin ilginç yanı, bunların aralarından su sızmaması. Havadan sudan konuşmakla geçiriyoruz ya su gibi akan zamanı, acı keser acıyı, su keser sancıyı. Akar suya inanma el oğluna dayanma. Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork. Ne demişler, su uyur düşman uyumaz. Sen sen ol, dibi görünmeyen sudan geçme. Ama su götürmez gerçektir, su bulanmayınca durulmaz. Akan su da yosun tutmaz.
Ne kadar akıllıca, SUYU görmeden paçaları sıvamak bilemem ama, düğününde kalburla su taşıyacağım dümen suyuma gidenlerin, elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyeceğim. Havanda su dövme dedin mi, kimse elime su dökemez. Vaat etmek sudan ucuz, kıskanılmaya! Bilirim, bazıları meraklıdır pişmiş aşa su katmaya, suyu yokuşa akıtmaya, suyu bulandırmaya. Böylesinin suyu çabuk ısınır. Akarsu çukurunu kendi bozar ne de olsa...
Köprülerin altından çok sular aktı. İçtikleri su ayrı gitmeyenler çoktan ayrıldı. Ya su koyuverdiklerinden, ya saman altından su yürüttüklerinden. Su gibi gitmek, suya sabuna dokunmayanların harcı. Su aka aka yolunu bulur der, onların aklı. Oysa balık isteyen gönlünü suya koyar. Balık avlayanın yarı gövdesi suda gerek. Ufak SUDA balık kendini büyük sanır, bu da başka bir gerçek!
Bir içim su diye anlattık güzel olanı. Zaten su ilk aynamızdı, önce onda gördük gözlerimizi, saçlarımızı… Su falına baktırdık, bir şeyler öğrenmek için yarınlardan. Ne de olsa, gerçeğin çıkacağı yer su üstüydü! Su barıştı, su içine yılan bile dokunmazdı çünkü.
Ayağına sıcak su mu soğuk su mu dökmeli ayağı suya erenlerin? Sormalı, suyu mu çıktı gerçeklerin. Kanmamalı SUDAN cevaplarına. Suyun akıntısına gitmeyen yorulur, hatırlatmalı su katılmamış saflara. Hatta taşını sıksa suyunu çıkaranlara... Ve son söz: Su akar, deli bakar ama deli suyu geçer akıllı köprü arayıncaya kadar...