8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde açılacak olan Leydi.name’de çıkacak ilk yazım da kadınlarla ilgili olmalıydı, değil mi, diye düşünüp kalemi kağıdı aldım elime; bu kadınsı halimi anlatmaya karar verdim.
Öncelikle merhaba! Ben Derya Gemici Clarke. Aslen işletmeci, meslek olarak yayıncıyım. Bunun sebebi de kitaplara olan tutkum. Tam 5 sene önce yine bir Dünya Kadınlar Günü’nde kurduğum küçük bir yayınevim var. Yayın markamız Dekolte. Tıpkı köşemin adı gibi. Yayınevimizin konusu Leydi.name’nin konusuyla aynı aslında. Yani kadınları ilgilendiren herşey. Yıllar içinde yaz geldi zayıflamak istedik; kış geldi bakımlı olmalı dedik; yeni yıl geldi yıldızlar ne getirecek merak ettik; şubat geldi sevdiğimize seslenmek istedik… Sorular, sorunlar, meraklar, hobiler, eğlence, spor, zayıflama, giyim, makyaj, güzellik, bakım, astroloji, iliskiler, cinsellik, evlilik, annelik, mutluluk ve tabi ki erkekler konularında onlarca kitap çıkarttık. Bunları seçip hazırlarken kaç tane kitap okuduğumu da siz düşünün artık! Hatta bazı Türk yazarlarımıza katkılarım da oldu, örneğin Bahar Öztürk’ün kitabı Yalnız Yaşama Egzersizleri’nde bana ait bir parça bile var.
Tabi bu arada o kitaptaki parçayı yazdıktan sonra aşkta şansım çok yaver gitti!(Annemin ben küçükken kehanet ettiği gibi. Bunu vücüdunuzdaki bir izden anlayabiliyormuşsunuz! Bizim yaşımızdakilerin annelerinin bilmediği bir şey var mı Allah aşkına?) Evet arkadaşlar, tam 35 yaşında turnayı gözünden vurdum ve harika bir koca buldum! (Hımmm, o kitapların gerçekten faydasını görmüş olabilir miyim acaba?!) E, peki neden 14 Şubat’ta pijamalar içinde, çikolata ve şarap eşiliğinde hatta elinde mendil ile salya sümük pembe dizi seyrediyorum di mi? Tamam tamam, hemen anlatıyorum.
Çünkü… Çünkü bu yıl sevgililer günü harika bir tesadüfle Cumartesi’ye dek geldi ama aynı zamanda çok harika olmayan bir tesadüfle de o 4-5 günlük can sıkıcı şeyin ilk gününde dek geldi! Sabahleyin “Sevgililer Günün kutlu olsun canım!” diye beni uyandıran sevimli kocam, o kutlu günün ilk saatlerinden itibaren benim homur homur seslerimi ve ciyak ciyak ağlamalarımı dinlemek zorunda kaldı. “Rezervasyon yaptırmak mümkün değil Kanyon’daki sinemayı 4 kez aradım her seferinde tam sıra bana gelince dıt dıt dıt ediyor”, “Hava çok soğuk ama Sevgililer Günü’ne özel kırmızı paltomu giymem lazım ve üşütüyor; zaten karnım ağrıyor”, “Taksi durağında taksi kalmamış; niye herşeyi ben yapıyorum”, “Neden neden neden, 5 değil de 3 değil de 4 adet kırmızı gül aldın? Üstelik bu güller bayrak kırmızısı değil, ben bayrak kırmızısı gül severim, kenarları da hafifce dışarı kıvrılmış olanları beğenmiştim, istemiyorum ben bunları! (Tabi içime attıklarım da aynen şöyleydi: Neden bu erkekler hep böyle, evlendik diye şimdi rezervasyonları ben mi yapacağım, sadece zahmet edip çiçek alıyor o da 4 tane. Hem de benimle gezerken ayaküstü 5 dakikada! Üstelik doğru renk bile değil! E hani çikolata, e nerede şampanya ya da romantik başka bir hediye?) (Bu arada Kanyon Cinebonus size sesleniyorum, yaptırın şu telefon sisteminizi, sadece Sevgililer Günü’ne özgü bir yoğunluk sanmıştım ama meğer her haftasonu aynı şeymiş!)